<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Haber2B Ulusal ve yerel Sürekli güncellenen internet haber sitesi, Güncel haberler, Son dakika, &#187; Bilal Tırnakçı</title>
	<atom:link href="http://www.haber2b.com/category/medya/kose-yazilari/btirnakci/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.haber2b.com</link>
	<description>HABER SİTESİ</description>
	<lastBuildDate>Sun, 20 Nov 2011 09:02:13 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.2.1</generator>
		<item>
		<title>Ramazan dolayısıyla kapalıyız.</title>
		<link>http://www.haber2b.com/2010/08/22/ramazan-dolayisiyla-kapaliyiz/</link>
		<comments>http://www.haber2b.com/2010/08/22/ramazan-dolayisiyla-kapaliyiz/#comments</comments>
		<pubDate>Sun, 22 Aug 2010 15:27:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilal tırnakçı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilal Tırnakçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber2b.com/?p=4492</guid>
		<description><![CDATA[Ramazan dolayısıyla kapalıyız. Bu asil ve tok cümleyi yazardık lokantalarımızın camlarına. Ancak iftar sofralarımızı sonuna kadar konukomşuya açardık. Sıcak çorbamızı, karşılıksız, ramazan pidemizi olanca bereketiyle paylaşırdık. Hiç bitmezdi samimiyetimiz, eksilmezdi muhabbetimiz, soframıza eklenen kaşık bereketti, muhabbetti. Bu alışverişinücreti &#8220;bereketli olsun&#8221; du. Ve bereketlide olurdu. Ramazan dolayısıyla harama kapalıydı gözlerimiz, kapılarımızı açardık ramazana hem de sonuna [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ramazan dolayısıyla kapalıyız. Bu asil ve tok cümleyi yazardık lokantalarımızın camlarına. Ancak iftar sofralarımızı sonuna kadar konukomşuya açardık. Sıcak çorbamızı, karşılıksız, ramazan pidemizi olanca bereketiyle paylaşırdık. Hiç bitmezdi samimiyetimiz, eksilmezdi muhabbetimiz, soframıza eklenen kaşık bereketti, muhabbetti. Bu alışverişinücreti &#8220;bereketli olsun&#8221; du. Ve bereketlide olurdu.</p>
<p>Ramazan dolayısıyla harama kapalıydı gözlerimiz, kapılarımızı açardık ramazana hem de sonuna kadar. Çalınmayan kapıları çalar, kapı arkalarında bekleyenleri gözetir, kapılarda kimseyi bırakmazdık. Ramazana açılan kapılardan dolu dolu bereket girerdi evlerimize. Evlerimizin baş köşelerine kurulur bize gani gönüllü olmayı öğretirdi. Uzanan hiçbir eli geri çevirmezdik. Ve uzattığımız ellerin geri çevrilmeyeceğine olan inancımız artardı.</p>
<p>Ramazan dolayısıyla dillerimiz gıybete kapalıyken, gönüllerimiz rahmete açılırdı. Hatıramızın bir yerinde hatırlanmayı bekleyen bir dostu hatırlar ve onunla rahmanın rahmetiyle çoğalırdık. Birlikte açardık ellerimizi dualarımız birliğimizin bahanesi olurdu. Kardeş derdik sıcacık ve acılarımıza da kardeş oluverirdik. Gıybete kapalı bir dudaktan açık bir sevgi nasıl söylenirse öyle söylerdik &#8220;kardeş&#8221;i.Ramazan dolayısıyla kapalıyız yazardık camlara, ama raflardaki kitapları açardık. Elif, mim okurduk. Rahmana açardık gayriye kapattığımız yüreklerimizi, duaya açtığımız gibi ellerimizi. Nazar edeceğini bilerek yüreklerimize, cevap vereceğini bilerek dualarımıza.</p>
<p>Ramazan dolayısıyla kapalıydık ama kapanmazdık evlerimize, teravihlerimizde çoluk çocuk, namazlarda cümbür cemaat, gündüzlerinde tefekkür halinde, gecelerinde coşkuyla sokaklaraçıkardık. Eziyete sabreder, güzelliğe şükrederdik.</p>
<p>Ramazan dolayısıyla kapalıydık, mağfiretiyle tecelli edeceği ve güllerimizin açacağı günleri özleyerek ve bekleyerek. Yarınlarımızın ilk onda rahmete, ikinci onda mağfirete,üçüncü onda cehennemden kurtuluşa açılacağımızı bilerek.</p>
<p>Ramazan dolayısıyla ıssız denizlere kapalıydık, ufuklarında sevdamızın yazılı olduğu okyanuslara açılacağımızın bilincindeydik. Ve hiçbir rüzgar kapatmazdı ufkumuzu, hiçbir fırtına çıkmazdı yolumuza.</p>
<p>Ramazan dolayısıyla kapalıydık ve açıyorduk ellerimizi, &#8220;ya rab, bize mağfiret eyle, bizi affet , bir dahaki ramazanaeriştir kardeşçe&#8230;&#8221;</p>
<p>dualarımızla açılan yollardan bayrama yürüyorduk, kaygı duymadan&#8230;</p>
<p>Bilal TIRNAKÇI</p>
<p>Dil ve edebiyat derneği</p>
<p>Sivas şube başkanı</p>

<p class="sayac_bilgi">12 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber2b.com/2010/08/22/ramazan-dolayisiyla-kapaliyiz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Siyah-Beyaz</title>
		<link>http://www.haber2b.com/2010/06/02/siyah-beyaz/</link>
		<comments>http://www.haber2b.com/2010/06/02/siyah-beyaz/#comments</comments>
		<pubDate>Wed, 02 Jun 2010 06:00:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilal tırnakçı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilal Tırnakçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber2b.com/?p=1097</guid>
		<description><![CDATA[Geçenlerde bir arkadaşım ilkokul yıllarından kalma bir fotoğrafımı hediye etti. Siyah önlüklü, beyaz yakalı olanından. O önlük ki rahmetli öğretmenimin bakışlarının değdiği ve ikinci el az yıpranmış olan ilk önlüğümdü. O siyah beyaz hatıra parmaklarımın arasında eridi durdu. Ve zaman tunelinde bir şiir oldu dikildi karşıma. O zamanlarda adliyenin arkasında küçük bir dükkanda ahşap bir [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Geçenlerde bir arkadaşım ilkokul yıllarından kalma bir fotoğrafımı hediye etti. Siyah  önlüklü, beyaz yakalı olanından. O önlük ki rahmetli öğretmenimin bakışlarının  değdiği ve ikinci el az yıpranmış olan ilk önlüğümdü. O siyah beyaz hatıra parmaklarımın arasında eridi durdu. Ve zaman tunelinde bir şiir oldu  dikildi karşıma.</p>
<p>O zamanlarda  adliyenin arkasında küçük bir dükkanda ahşap bir kutuya geçirilmiş ve arkasında  siyah bir torbanın sallandığı şipşakçı amca vardı. Yaşı otuzun üzerindekiler  bilirler, yirmi otuz arası hatırlamayabilir. Çünkü posta hanenin arkasındaki  yoldan her geçişimde orada öylece dimdik ahşap ayakları üzerinde duran fotoğraf  makinesi gelip geçenlere davetkar bakışlar gönderirdi.</p>
<p>Fotoğraf ihtiyacı olanlar bu makinenin karşısında bir sandalyeye otururlar öyle  uzun boylu törenlere gerek duymadan fotoğrafçı  “haydi çekiyorum, çektim” der elindeki küçük kapağı camgözün önüne kapatır ve karşıdaki sandalyede oturan şahsın donuk silueti makinenin beşer  hafızasına nakşolurdu. Gün gelir hayali cihan değer diyerek merakla alınan bu küçük  ve silik suret özenle saklanır ve resmi evraklara iliştirilirdi.</p>
<p>Henüz  dijital fotoğraf makinesi denen oyuncaklar icat edilmemişti. Fotoğrafı çektirmeniz ile görmeniz arasında  birkaç gün geçer, fotoğrafçı lütfederse birde “arabınızı” verirdi size. Siyahla beyazın yer değiştirdiği naylon bir dikdörtgen üzerinde zar zor tanınan  suretinizin o dönemdeki adı idi “arap” . İlerleyen yıllarda bu adın bir ırka ait  olduğun öğrendiğimde bu iki isim arasındaki ortak noktanın siyah renk olduğunu  çözmem zaman almıştı.</p>
<p>Yine o  dönemlerde öğrendiğim “arabın aceme üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır” hadis-i şerifini öğrendiğimde ise  taşlar yerine oturdu ve burada sözü edilen arap kelimesinin o dönemin fotoğraf terminolojisine ait bir kelime olduğunu daha net anlamış oldum. Ama daha  ileri yaşlarda ise zenci ile arabı karıştırdığımızı fark ettim. Ve zaman en  iyi ilaçtır diyen babamı yine aynı zaman bir kez daha haklı çıkardı.</p>
<p>Şimdiki çocukların fotoğraflarını dijital makinelerle çektikten sonra meraklı  gözlerle ekrana yaklaşıp,</p>
<p>-bakıyım, bakıyım deyişleri geliyor gözümün önüne.</p>
<p>Kafalarını uzatıp az önceki hallerini hemen gördüklerini düşünürseniz teknolojinin  geldiği noktayı daha net anlamış olursunuz. Ama bunun karşılığında hayatımızın  dışına ittiği o güzelim fotoğraf çektirme törenlerini feda ettiğimizi  düşünürseniz işte o zaman kaybımızın da farkına varmış oluruz sanıyorum.  İkinci  el bile olsa bir siyah önlüğün çözmeyeceği kostüm sorununun olmadığı, her şeyin siyah beyaz olduğu o  dönemlerden işte elimde bu yakalıklı fotoğraf kaldı. O fotoğraf elimden tuttu ve  beni bir zamanların taş sokaklarına, dizimin yaralarının eksilmediği ve okullu  olmamak için direndiğim çocukluk zamanlarıma götürdü. O küçük dükkanın  duvarlarında sararmış çerçeveler içerisinde sıraya girmiş. Güzel elbiseler giyinip kaküllerinin ucunu aşağı sarkıtan kadınların en temiz (ama yeni  olmayabilir) elbiselerini giyinip fotoğrafçıya gelmiş çocukların ve baba baba en arka  sırada oturan babaların oluşturduğu fotoğrafların süslediği dükkana götürdü.</p>
<p>Biraz hüzün biraz nostalji işte “bizim yaşadığımızda hayattır kardeşim” dedirten  türden bir iç çekiş bıraktı ardında…26/05/2010</p>

<p class="sayac_bilgi">120 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber2b.com/2010/06/02/siyah-beyaz/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Şerife&#8217;nin gözyaşları&#8230;</title>
		<link>http://www.haber2b.com/2010/05/10/burokrasiye-ne-zaman-sira-gelecek/</link>
		<comments>http://www.haber2b.com/2010/05/10/burokrasiye-ne-zaman-sira-gelecek/#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 10 May 2010 20:26:35 +0000</pubDate>
		<dc:creator>bilal tırnakçı</dc:creator>
				<category><![CDATA[Bilal Tırnakçı]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.haber2b.com/?p=459</guid>
		<description><![CDATA[Şerife’nin Gözyaşları Uçağımız beyazlar ülkesinin saçaklarından pamuklar sarkan gökyüzünde süzülürken, aralara serpiştirilmiş bulutlar iki çift gözü resmediyordu. Ölmek üzere olan bir hastanın son isteği gibi, vatanından bir avuç toprak  isteyen ve bu isteğini gözyaşlarıyla süsleyen iki çift göz. Almanya’nın Hagen bölgesinde iki gün kaldığımız otelden ayrılırken veda edeceğimiz sabah, resepsiyonda bizi tanıdık bir ses karşılıyordu. [...]]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p><!-- 		@page { margin: 2cm } 		P { margin-bottom: 0.21cm } --><span style="font-family: Verdana,sans-serif;"><strong> </strong></span></p>
<p><span style="font-size: small;"><strong>Şerife’nin Gözyaşları</strong></span></p>
<p><span style="font-size: small;">Uçağımız beyazlar ülkesinin saçaklarından pamuklar sarkan  gökyüzünde süzülürken, aralara serpiştirilmiş bulutlar iki çift gözü  resmediyordu. Ölmek üzere olan bir hastanın son isteği gibi, vatanından  bir avuç toprak  isteyen ve bu isteğini gözyaşlarıyla süsleyen iki çift  göz. Almanya’nın Hagen bölgesinde iki gün kaldığımız otelden ayrılırken  veda edeceğimiz sabah, resepsiyonda bizi tanıdık bir ses karşılıyordu.</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Ayrılıyor musunuz ? önce şaşırıyoruz sonra  bizi sabah sabah mahmurluğumuzdan alan bu sesin esmer bir Anadolu  kadınına ait olduğunu görünce seviniyoruz. </span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Türk müsünüz ?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Evet</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Nereden?</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Aslen Çorum’luyum, eşim Sakarya’lı, ancak on  dört yıl oldu vatanımı görmeyeli, titrek cümleler arasına birde rica  sıkıştırıyor,</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Sizden bir ricam olacak,</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Tabi buyurun</span></p>
<p><span style="font-size: small;">Bir daha buralara gelirseniz bana bir avuç toprak  getirirmisiniz… Bu cümlenin  noktasından sonra hüzün rüzgarı donatıyor  etrafı ve isminin Şerife olduğunu öğrendiğimiz bu gurbetçimizin  gözyaşları derin efkar rengine boyanmış manzarayı tamamlıyor. Uzun uzun  ve derin derin susuyoruz, bir yumruk geliyor ve boğazımıza düğümleniyor.  Kimsede söyleyecek söz, konuşacak mecal kalmıyor. Bir yandan  gözyaşlarını silerken,</span></p>
<p><span style="font-size: small;">-          Hayırlı yolculuklar… diye ekliyor hüznün en  acıtan sesiyle.</span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: small;">Gökleri sürekli ağlamaklı olan bu şehirde  bizim gibi ağlayan birilerini görmek bir yandan sevinç, bir yandan  hüzün  demekti. Yıllar önce ekmek kapısı diye çantalarını kapıp oraya  koşan milyonlarca insanın ardında çokça gözyaşı ve birazda umut kalmış.  Şimdilerde yeni nesil, Türkçeyi ve Türkiye’yi unutmuş durumda. Ancak  halen Türkiye deyince ağzından bal ve hasret damlarcasına bir Türkiye  daha çıkan bir nesil var ki işte o nesil artık son nesil. Onlar ekmek  parası kazanıp geri dönmek üzere giden ilk neslin çocukları. Babaları  belki bir zamanlar iyi de kazandılar, hatta bir kısmı dönmeyi de  başardı. Sonra şartlar değişti, rüzgar tersten esti, bir çoğunu sağa  sola savurdu. Geriye kalanlar ya tutunmaya yada unutmaya çalışarak  yaşamlarını sürdürüyorlar. Şerife umudunu kaybetmeyenlerden, kalbi vatan  diye atanlardan. Onu vatana bağlayan tek şey sızlayan kalbi ve onunda  tek işareti gözyaşları. Peki elden ne gelir,  kocaman bir “hiç”. Onların  bu haline oralı bile olmayanlara inat, onlar artık oralı oldular.   Gözyaşlarını  ekmeklerine katık ettiler ve memleketten gelecek bir avuç  toprağı aşkla bekliyorlar.  Üçüncü nesle rastlamak mümkün değil,  rastlasanız da çok tanıdık gelmiyorlar. İşte onların bir çoğu  vatanlarını unuttular ve vatanlarını unutanlar yeni bir vatanında sahibi  olamadılar… </span></span></p>
<p><span style="font-size: medium;"><span style="font-size: small;">Birinci nesil ekmek diye gitti, ikinci nesil gözyaşlarıyla  özlüyor vatanı, üçüncü nesil ?</span></span></p>

<p class="sayac_bilgi">96 views</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.haber2b.com/2010/05/10/burokrasiye-ne-zaman-sira-gelecek/feed/</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

