Simon diyor ki…
Selamlar
Bindokuzyüzdoksanlı yıllarda Bruce Willis”in başrol oynadığı güzel bir film serisi vardı. “Zor ölüm” adlı filmin herhalde üçüncüsünde Dedektif Mcclane rolünü oynayan Bruce Willis, Simon adlı bir suçlunun şehrin değişik yerlerine yerleştirdiği bombaları bulmaya çalışıyordu. Simon, dedektif Mcclaine bombanın yerini bulmasını sağlayan ipucunu her seferinde Simon diyor ki diyerek başlayan bir replik eşliğinde veriyordu.
Filmin üzerinden yaklaşık 15 yıl geçti. Şimdilerde siyaset dünyamızda Simon diyor ki repliğinde gelişen olayların uzun metrajlı bir gösterimini millet olarak izlemeye başladık. Her ne kadar roller değişik olsa da her cümle bomba gibi bir yerleri dağıtma potansiyeline sahip.
Simon diyor ki; Devlet içinde çok cemaatçi bir yapılanma var.
Gerçi bu iddia 10 yıl önce de vardı, yeni sürümleri ile her daim gündemde yer buldu, ama yeni bir icat gibi algılanması, ya da öyleymiş gibi davranılması gerekiyordu muhtemelen, öyle de oldu ve hemen balıklama atlama timleri balıklama atladılar.
Bu iddia geçen birkaç yıldır sürekli suçluluk psikolojisi taşıyan, çoğunluğunu göbeğini kaşımayanların oluşturduğu bir kesim için çok özel bir moral motivasyon kaynağı haline geldi.
Heronları, balyozları, eldivenleri, sözleri, boruları, kağıtları ve 27 nisanları vs. sürekli yok saymaktan, inkar etmekten, bahane üretmekten yorulan çakma aydın havalisine can simidi gibiydi. Üstelik terörist lideri Karayılanın ateşkes ile ilgili açıklamaları ile aynı döneme yani referandum öncesine denk gelince yeme yanında yat durumları oldu.
Bidon kafalı olmayan arkadaşların açıklamayı yapan sanki bir terörist lideri değil de toplum kanaat önderi imiş gibi heyecanla sarılmaları doğrusu görülmeye değerdi.
Hayatı boyunca hiçbir suça bulaşmamış, aydın kimliğini fazlası ile hak etmiş pek çok değerli insanın yazdıkları ve konuştukları hakkında şucu gazetede yazıyor, bucu televizyonda konuşuyor diyerek bir sınıflamaya tabi tutup akabinde söylemlerini sıfırlamaya çalışan zevatın, amacı zaten toplumu sarsmak, kavram kargaşası oluşturmak olan ve milli birliği hedef aldığı konusunda her kesimin ittifak ettiği bir örgütün açıklamalarına sarılmaları gerçekten ibretlik bir olaydı. Düşülen açmazın boyutlarının tahmin edilenden de öte olduğunu bu vesile ile hep beraber öğrenmiş olduk. Satış rekorları kıran son kitap gelir düzeyi yüksek, çobanlık yapmaya ihtiyaç duymayan kimi çevrelerde “bak şekerim, ben dememiş miydim” şeklinde başlayan muhabbetlerin ortak konusu şimdilerde, Simon lafzı bir süre daha böyle devam edecek gibi görünüyor.
Simon diyorki; Cemaatin ayağına bastım diye beni cezalandıracaklar; Bu çok mantıklı gelmedi. Her türlü basın yayın organında zikredilen cemaat ve lideri hakkında mebzül miktarda iddia ve hakaret yayınlanıyor zaten. Rasgele günlük bir gazete açıp okuyun görürsünüz. Üstelik cemaat aleyhine yazı yazmak hiçbir insanı suçtan, hatadan münezzeh etmez. Eğer iddia edildiği gibi bir kadrolaşma varsa bu tip kadrolaşmalarda esas olan ön plana çıkmamaktır. Kamuoyuna her zaman farklı bir gündem sunulur, böyle bir niyeti olanlar gözden ırak olurlar. Bu şekilde göz önünde olan tüm gündemi kaplayan, herkesin konuştuğu, hem de gizli denilen bir yapılanma mantık sınırlarını zorlamaktadır. Yok, eğer mevcut yapıya uymayan herkes cemaatçi sınıfına soktularsa ona da denilecek bir şey yok.
Mantıklı olan bence şu şekilde yaklaşmak olmalıdır. Gerçekten cemaatçi bir yapılanma olabilir mi, olabilir. Bu olurken başka bir yerde bir bürokrat hata yapmış olabilir mi olabilir. Bir bürokrat gayri meşru ilişkiye girerse bu durumdan faydalanmak isteyen gruplar tarafından tuzağa düşürülebilir mi elbette düşürülebilir. Böyle bir şey varsa bununda mutlaka kendine özgü sonuçları olacaktır.
Simon boş konuşuyor olmayabilir fakat iddianın çarpıcı olması masumiyet gerekçesi olamaz. Tabiî ki 50 yıldır mezhepçi yapılanmaların tasallutu altında didişmelerle yalpalayan bir ülke, bir 50 yılda söylendiği gibi cemaatçi yapılanmalarla vakit kaybetmemelidir. Her kim olurlarsa olsunlar, cemaatçi diye nitelenen insanların da böyle düşündüklerini umuyorum. Köşe başlarında, üst düzey pozisyonlarda bizden biri olsun da kim olduğunun fazla bir önemi yok yaklaşımı yüksek koltukları, güneşin her halinde, küçük gölgelerin işgaline uğratmaktadır. Bizim davamız kutsaldır bizden olandan zarar gelmez, düşüncesi, eylem haline dönüştüğü zaman hem toplumu derin bir şekilde ayrıştırmakta hem de sonucunda mutlaka yozlaşmayla sonlanmaktadır. Ülkesini seven her vatandaşımız da bunu böyle bilsin istiyorum.
Olayların aslını bizim gibi sıradan vatandaşların bilmesine elbette imkân yoktur. Kısaca kamuoyu denilen bizler sadece basın yayın yolu ile bize sunulan verileri değerlendirir akıl, vicdan mihengine vurur, bazen de dostlarla tartışır, onlardan doğru yanlış bir şeyler çıkartmaya çalışırız.
İki tarafın da kayıpta olduğu bariz olarak görünen bir mücadele ortamı toz duman etmekten başka bir işe yaramadı. Kazananı henüz piyasada yok.
Bizim bildiğimiz bir şey varsa o da kul hakkı diye bir şey olduğudur, Kul hakkına tecavüz etmek affı olmayan bir suçtur ve Simon un muhatapları da, Simon da neticede Allahın bir kuludur. Bekleyelim görelim sunumda ve sonunda daha neler var. Saygılar.
10 views
URL: http://www.haber2b.com/?p=9249













