MHP, HAYIR demeye mahkumdur.
Referandumda MHP’nin bundan sonraki geleceği için “hayır” demekten
başka hiçbir çaresi yoktur. MHP tarihsel olarak varlık savaşı vermekte olduğu
bir sürece girdiğini sezgisel olarak kavramaktadır.
Sermaye, teknoloji, dil ve emek son yıllarda olağanüstü bir hızla
dolaşıma girmiştir. Yunanistan Türkiye’de banka alıyor, Türkiye Çin Hindinde
yatırım yapıyor. On – Onbeş yaşındaki bir çocuk milyonlarca kilometre
uzaklıktaki bir başka ülkenin çocukları ile dostluklar kurmaya çalışıyor.
Türkiye, Cumhuriyet tarihinin en büyük yabancı sermayesini çekiyor.
Rusya’da, Ortadoğu’da, Balkanlarda, Afrika’da… dünyanın her yanında
Türk girişimciler dev yatırımlara imza atıyor.
Öte yandan Türk müteahhit firmaları dünyanın en gelişmiş ülkelerinin
emsal firmalarından daha başarılı olduğunu kanıtlayan sonuçlar elde ediyor.
Bu ve benzeri dolaşımlar her ülkede, o ülkenin tarihine, nüfus yapısına,
sosyal yapısına göre derin etkiler yapıyor. Mesela yabancı işçi sayısı kabarık
olan ülkelerde ulusalcı partiler yükselirken, öteki ülkelerde “milliyetçi”
partiler bile derin değişimler ve durağanlıklar yaşıyor.
Aslında Türkiye’nin tek Türk milliyetçi partisi olan MHP’nin ilk katıldığı
1950 seçimlerinden bu tarafa aldığı oy oranlarına bakıldığında da –özellikle-
bu partinin yapısal değişimlerden çok hızlı etkinlendiğini görürüz.
1950 yılında Millet partisi(MP) olarak seçimlere katıldı ve % 3.1 oy aldı.
1961 genel seçimlerinde cumhuriyetçi köylü Millet partisi(CKMP) olarak
katıldı ve % 14 oy aldı.
1965 yılında yine MP olarak % 2.2 oy aldı.
1969 yılında Alparslan Türkeş başkanlığında MHP olarak % 3 oy aldı.
1973 yılında MHP adı ile % 3.4 oy aldı.
1977 yılında yine MHP adı ile % 6.4 oy aldı.
1987 yılında Alparslan Türkeş liderliğinde ve Milliyetçi Çalışma Partisi (MÇP)
adı ile katıldı ve % 2.9 oy aldı.
1995 yılında MHP adı ile katıldı. %8.2 oy aldı.
1999 yılında MHP adı ile Devlet Bahçeli liderliğinde katıldı ve % 18 oy aldı.
2002 yılında % 8.3 oy aldı.
2007 yılında % 14.7 oy aldı.
Dikkat edilirse MHP’nin 60 yıllık çok partili demokrasi tarihimizin ilk
seçiminden bugüne kadar seçimlere (darbeler, kapatmalar, hemen hemen
her partiyi ilgilendirmektedir) katılmış ve sadece üç dönemde kayda değer
bir oran yakalamıştır. Bunlar 1961 (% 14), 1999 ( %18) ve 2007 (% 14)
Her üç dönemin Türkiye fotoğrafına yakından bakılınca MHP’nin
neden bu oy oranına ulaştığı anlaşılır. Örneğin 1999 seçimlerinden hemen
önce Abdullah Öcalan yakalanıp getirtilmiş, milli duygular körüklenerek MHP,
iktidar yapılmıştı. (DSP ve ANAP’la birlikte) Bu, derin devletin bir toplum
mühendisliği projesiydi.
Bugün; Dünyadaki ve özellikle son yıllarda Türkiye’deki hızlı
değişimlere bakınca, MHP yönetimi bu değişim ve dönüşümleri temsil ettiği
kesimlere anlatmak yerine, değişime karşı sert bir direnişe geçmiştir.
Bu sebeple Anadolu’nun milliyetçi, muhafazakâr, idealist tabanı da MHP
Yönetimini anlamakta zorlanmaktadır. MHP yönetimi ise anlayıp anlatmak
istemediği bu dönüşüm sağnağı yüzünden sertleşmiş, sertleştikçe de hem
milliyetçilikten ulusalcılığa doğru savrulup hem de CHP ile aynı kulvara
düşmüştür.
Geçenlerde Fatih Altaylı, MHP’nin anlamadığı ve anlatmak istemediği
değişim ve dönüşümlerden birini anlatan yazı yayımladı.
Pek tartışılmayan “Bölünmek mi Eklenmek mi” başlıklı bu
yazısının bir bölümü şöyle:
“Önce iki soru sorarak başlayayım;
Dünyanın en güçlü Ülkesi ABD, bir üniter devlet midir?
Ya Avrupa’nın en güçlü ülkesi Almanya, üniter bir devlet midir?
Peki, bu iki ülkenin bir bölünme, bir ayrılık tehlikesi yaşadığını düşünüyor
musunuz?
O zaman “büyük düşünme” meselesine gelebiliriz.
Türkiye bugün Misak-ı Milli sınırlarına sahip mi?
Değil.
Olma şansı var mı?
Var.
Kuzey Irak diye tanımladığımız bölgede yaşayan Kürtlerin, Irak’ın geri
kalanıyla “etnik” bir bağı var mı?
Yok.
Kuzey Iraklı Kürtlerin ve Türkmenlerin, Türkiye ile etnik bağları var mı?
Var.
Kuzey Iraklı Kürtler ve tabii onlarla birlikte aynı coğrafyayı paylaşan
Türkmenler, hiç alakaları olmayan bir Irak’ın parçası mı olmak isterler, yoksa
akrabalarının bulunduğu Türkiye’nin mi?
O zaman bir düşünün bakalım;
Kürt sorunu Türkiye için bir tehdit mi, bir fırsat mı?
Misak-ı Milli sınırlarını kapsayan federatif bir çözüm Türkiye
açısından “berbat” bir senaryo mudur?
Burada önemli olan tek şey, “tek ve ortak” bir silahlı kuvvetlere sahip
olmaktır.
Küçülen değil, büyüyen bir Türkiye’dir bu.
Bölünmeyi, kopmayı konuşmaktansa bunu tartışmak daha iyi değil midir?”
Her şey öylesine hızlı değişip dönüşüyor ki bir yıl öncesinin
Türkiye fotoğrafına bakarken bile şaşkınlık yaşıyoruz. Değişime direnenler
akıl ve mantık süzgecini kullanmak yerine duygularını harekete geçirmiş
durumda.
MHP yönetim kadrolarının sezgileri birkaç yıl sonrasının Türkiye
fotoğrafına baktığında giderek yerinin “daraldığını”, zemininin yok olmaya
başladığını görmektedir.
Türkiye, tarihsel gerçeklerini uygarlık genlerine uygun adımları ile
birlikte atarak gelecekle buluşturma yolunda ilerledikçe –ki bu tarihsel bir
zorunluluktur. Elbette anlamakta zorlananlar veya anlamak istemeyenlerde
olacaktır.
TÜSİAD gibi devlet bürokrasisini, devlet ihaleleriyle beslemeye
alışıp, ihaleler şeffaflaştıkça değişime ayak direyen, MHP ve CHP gibi ittihat
terakki felsefesi özdeşliğinde buluşup değişim ve dönüşümleri sert duygusal
tepkilerle karşılayan, jürokratik kast sisteminin çöküşünü panikle izleyen
yüksek yargı bürokrasisi dipten gelen kitlesel halk dalgalarının isteklerine
karşı dayanamayacaklardır.
Aslında bu çerçevede MHP’nin uzun zamandır tamamen tasfiye
ettiği “eski ülkücü” kadrolarla onların temsil ettiği tabanı yeniden
kucaklayarak yine milliyetçi muhafazakâr bir parti olarak yoluna devam
edebilirdi.
Ancak değişimden direkt etkilenen artık yavaş yavaş “eski
devlet” demeye başlayacağımız bir yapı ile ideolojik akrabalık taşıyan
refleksleri bu yükü daha fazla taşıyamayıp, tabanının duygu ve düşüncelerine
rağmen ulusalcılığa doğru yelken açıp, harekete geçmiştir.
Fakat birbirini besleyen iki ulusal uçlar önümüzdeki on yıllarda
beslenme güçlüğü çekecek, hem MHP hem de BDP daha küçük yüzdelik oy
dilimleri ile yetinip ayakta durmaya çalışacaklardır.
Bunu sezen MHP yönetimi gelecekteki “daralan” yerinin
görüntüsüne dayanamayıp paniklemekte ve asabi davranmaktadır.
Bu psikolojideki MHP Yönetimi Türkiye’nin Köklü değişimini ifade
eden anayasa değişikliklerine evet diyebilir mi? Elbette diyemez. MHP, HAYIR
demeye mahkûmdur.
Böylelikle yani hayır demekle hem ülkücü hareketin en ağır
yükünü taşıyan geçmişteki temsilcileriyle hem de milliyetçi-muhafazakar
toplumsal kesimle bağlarını giderek koparacaktır. MHP bu kaçınılmaz son’ a
doğru hızla koşmaktadır.
Ferman Karaçam
0 views
URL: http://www.haber2b.com/?p=4259














beter olsun…