|
Siyah-Beyaz
Kategori: Bilal TırnakçıEklenme Tarihi: Haz 2nd, 2010Ekleyen: bilal tırnakçı
Geçenlerde bir arkadaşım ilkokul yıllarından kalma bir fotoğrafımı hediye etti. Siyah önlüklü, beyaz yakalı olanından. O önlük ki rahmetli öğretmenimin bakışlarının değdiği ve ikinci el az yıpranmış olan ilk önlüğümdü. O siyah beyaz hatıra parmaklarımın arasında eridi durdu. Ve zaman tunelinde bir şiir oldu dikildi karşıma. O zamanlarda adliyenin arkasında küçük bir dükkanda ahşap bir kutuya geçirilmiş ve arkasında siyah bir torbanın sallandığı şipşakçı amca vardı. Yaşı otuzun üzerindekiler bilirler, yirmi otuz arası hatırlamayabilir. Çünkü posta hanenin arkasındaki yoldan her geçişimde orada öylece dimdik ahşap ayakları üzerinde duran fotoğraf makinesi gelip geçenlere davetkar bakışlar gönderirdi. Fotoğraf ihtiyacı olanlar bu makinenin karşısında bir sandalyeye otururlar öyle uzun boylu törenlere gerek duymadan fotoğrafçı “haydi çekiyorum, çektim” der elindeki küçük kapağı camgözün önüne kapatır ve karşıdaki sandalyede oturan şahsın donuk silueti makinenin beşer hafızasına nakşolurdu. Gün gelir hayali cihan değer diyerek merakla alınan bu küçük ve silik suret özenle saklanır ve resmi evraklara iliştirilirdi. Henüz dijital fotoğraf makinesi denen oyuncaklar icat edilmemişti. Fotoğrafı çektirmeniz ile görmeniz arasında birkaç gün geçer, fotoğrafçı lütfederse birde “arabınızı” verirdi size. Siyahla beyazın yer değiştirdiği naylon bir dikdörtgen üzerinde zar zor tanınan suretinizin o dönemdeki adı idi “arap” . İlerleyen yıllarda bu adın bir ırka ait olduğun öğrendiğimde bu iki isim arasındaki ortak noktanın siyah renk olduğunu çözmem zaman almıştı. Yine o dönemlerde öğrendiğim “arabın aceme üstünlüğü yoktur, üstünlük takvadadır” hadis-i şerifini öğrendiğimde ise taşlar yerine oturdu ve burada sözü edilen arap kelimesinin o dönemin fotoğraf terminolojisine ait bir kelime olduğunu daha net anlamış oldum. Ama daha ileri yaşlarda ise zenci ile arabı karıştırdığımızı fark ettim. Ve zaman en iyi ilaçtır diyen babamı yine aynı zaman bir kez daha haklı çıkardı. Şimdiki çocukların fotoğraflarını dijital makinelerle çektikten sonra meraklı gözlerle ekrana yaklaşıp, -bakıyım, bakıyım deyişleri geliyor gözümün önüne. Kafalarını uzatıp az önceki hallerini hemen gördüklerini düşünürseniz teknolojinin geldiği noktayı daha net anlamış olursunuz. Ama bunun karşılığında hayatımızın dışına ittiği o güzelim fotoğraf çektirme törenlerini feda ettiğimizi düşünürseniz işte o zaman kaybımızın da farkına varmış oluruz sanıyorum. İkinci el bile olsa bir siyah önlüğün çözmeyeceği kostüm sorununun olmadığı, her şeyin siyah beyaz olduğu o dönemlerden işte elimde bu yakalıklı fotoğraf kaldı. O fotoğraf elimden tuttu ve beni bir zamanların taş sokaklarına, dizimin yaralarının eksilmediği ve okullu olmamak için direndiğim çocukluk zamanlarıma götürdü. O küçük dükkanın duvarlarında sararmış çerçeveler içerisinde sıraya girmiş. Güzel elbiseler giyinip kaküllerinin ucunu aşağı sarkıtan kadınların en temiz (ama yeni olmayabilir) elbiselerini giyinip fotoğrafçıya gelmiş çocukların ve baba baba en arka sırada oturan babaların oluşturduğu fotoğrafların süslediği dükkana götürdü. Biraz hüzün biraz nostalji işte “bizim yaşadığımızda hayattır kardeşim” dedirten türden bir iç çekiş bıraktı ardında…26/05/2010 120 views
Haber Yazari: bilal tırnakçı (bilal tırnakçı)
...
Sosyal Etiketler:
Yorum Yap |
|